Emine Erdoğan’ın Sıfır Atık vizyonu: İsraf, göç ve küresel adalet
Emine Erdoğan’ın Sıfır Atık vizyonu, gıda israfından küresel eşitsizliğe ve göç baskısına uzanan sorunlara kaynak adaleti perspektifi sunuyor.

Yusuf İnan
Gazeteci, Yazar |Siyasi & Stratejik Analist
ANKARA, TÜRKİYE — Birleşmiş Milletler verileri her gün yaklaşık 1 milyar öğünlük gıdanın çöpe gittiğini gösterirken, Emine Erdoğan’ın Sıfır Atık vizyonu israf, eşitsizlik ve göç arasındaki ilişkiye yeniden bakmayı gerektiriyor.
2017’de Türkiye’de başlayan ve daha sonra Birleşmiş Milletler gündemine taşınan Sıfır Atık Hareketi, yalnızca çöplerin ayrıştırılması veya geri dönüşüm oranlarının yükseltilmesi olarak okunamayacak kadar geniş bir çerçeveye ulaştı. Projenin stratejik değeri; kullanılabilir kaynağın boşa gitmesini önleme, tüketimi azaltma, ürünlerin ömrünü uzatma, gıda fazlasını yeniden değerlendirme ve kaynak verimliliğini sosyal adaletle buluşturma potansiyelinde yatıyor.
Sıfır Atık artık yalnız bir çevre projesi değil
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Türkiye’nin girişimi ve 105 ülkenin eş sunuculuğuyla 30 Mart’ı Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan etti. BM Genel Sekreteri António Guterres, 2023’te ülkelere Türkiye’nin Emine Erdoğan öncülüğündeki Sıfır Atık Projesi’nden ilham alma çağrısı yaptı. Aynı süreçte kurulan ve Emine Erdoğan’ın başkanlığını yürüttüğü BM Sıfır Atık Seçkin Kişiler Danışma Kurulu, üç yıllık görev süresince yerel ve ulusal iyi uygulamaların yaygınlaştırılmasına odaklandı.
Haziran 2026’da İstanbul’da düzenlenen Sıfır Atık Forumu ise hareketin iklim diplomasisi ve döngüsel ekonomi boyutunu daha görünür hale getirdi. Forum, 183 ülkeden temsilcileri İstanbul’da bir araya getirdi. Cumhurbaşkanlığı verilerine göre Türkiye’de Sıfır Atık uygulamaları kapsamında 90 milyon ton atık geri kazanıldı ve ekonomiye 365 milyar TL katkı sağlandı. Bu rakamlar resmî makamların açıkladığı toplamları ifade ediyor.
Bir milyar öğün çöpe giderken açlık sürüyor
Sıfır Atık yaklaşımının en çarpıcı alanlarından biri gıda. BM Genel Sekreteri Guterres, 30 Mart 2026 mesajında dünyada her gün yaklaşık 1 milyar öğün hazırlamaya yetecek gıdanın atıldığını, buna karşılık insanlığın yaklaşık %9’unun açlıkla karşı karşıya olduğunu bildirdi.
UNEP’in Gıda Atığı Endeksi’ne göre ise 2022’de perakende, yemek hizmetleri ve hanelerde toplam 1,05 milyar ton gıda israf edildi. Bu, tüketicilerin kullanımına sunulan gıdanın yaklaşık %19’una karşılık geliyor. İsrafın yaklaşık %60’ı hanelerde gerçekleşti.
Bu tablo, “üretim yetmiyor” sorusunun yanına “üretilen kaynak nasıl kullanılıyor?” sorusunu da yerleştiriyor. Sıfır atığın en güçlü tarafı burada ortaya çıkıyor: kullanılabilir gıdayı çöpe göndermek yerine israfı baştan önlemek, yenilebilir fazlayı güvenli biçimde yeniden dağıtmak, organik atığı ekonomik değere dönüştürmek ve üretimden tüketime kadar kaybı azaltmak.
Dolayısıyla mesele, zengin ülkelerin “çöplerini” yoksul ülkelere göndermesi değil; israfı üretmeden önce durdurmak ve kullanılabilir fazlanın insanlara ulaşmasını sağlayacak sistemler kurmak. BM’nin 2026 yaklaşımı da perakendecilere gıda fazlasını yeniden dağıtma, hükümetlere ise gıda atığını azaltacak sistemik politikalar geliştirme çağrısı yapıyor.
Göç baskısının arkasında yalnız sınırlar yok
Avrupa ve Amerika’da düzensiz göç, hükümetlerin sınır, iltica ve geri dönüş politikalarını yeniden şekillendiren başlıca gündemlerden biri haline geldi. Avrupa Birliği’nin 12 Haziran 2026’da uygulamaya aldığı Göç ve İltica Paktı, dış sınır kontrollerini, iltica işlemlerini, dayanışma mekanizmasını ve geri dönüş süreçlerini yeniden düzenledi. Haziran ayında üzerinde siyasi uzlaşmaya varılan yeni AB Geri Dönüş Tüzüğü ise daha hızlı prosedürlerin yanı sıra belirli şartlarla üçüncü ülkelerde “geri dönüş merkezleri” oluşturulabilmesini öngörüyor.
Ancak göçü yalnızca sınır politikasıyla açıklamak eksik kalıyor. Uluslararası Göç Örgütü; çatışma ve afetlerden kaçış, aile birleşimi, iş ve eğitim arayışı, yoksulluk, siyasi kırılganlık ve çevresel baskıların çoğu zaman iç içe geçtiğini vurguluyor.
UNHCR’nin Haziran 2026’da yayımladığı son küresel verilere göre 2025 sonunda dünyada yaklaşık her 70 kişiden biri zorla yerinden edilmiş durumdaydı. Ancak önemli bir gerçek daha var: Mültecilerin ve uluslararası korumaya ihtiyaç duyan kişilerin %68’i düşük ve orta gelirli ülkelerde, %65’i ise kendi ülkelerine komşu devletlerde yaşıyor. Yani küresel yerinden edilmenin büyük bölümü Avrupa veya ABD’ye yönelmiyor.
Bu gerçek, Avrupa ve Amerika’daki göç endişesini önemsiz kılmıyor. Asıl stratejik soruyu değiştiriyor: Yalnızca sınırı güçlendirmek mi, yoksa insanları ölüm riski taşıyan yolculuklara iten koşulları da azaltmak mı?
İsrafı azaltmak göçün kök nedenlerine dokunabilir
Sıfır Atık tek başına savaşı, baskıyı veya bütün göç hareketlerini sona erdirecek bir reçete değil. İnsanlar özgürlük, güvenlik, aile, eğitim ve kariyer gibi çok farklı nedenlerle hareket ediyor.
Fakat gıda güvencesizliği, kaynak kıtlığı, iklim baskısı, işsizlik ve derin yoksulluk gibi zorlayıcı unsurların azaltılması, göçün bazı “itici” nedenlerini zayıflatabilir. Dünya Bankası ve IOM çalışmalarında da yoksulluk, devlet kırılganlığı, iklim değişikliği, çatışma ve ekonomik krizlerin birbirlerini güçlendirebildiğine dikkat çekiliyor.
Bu nedenle Sıfır Atık, Avrupa ve ABD açısından yalnızca çevre politikası değil, uzun vadeli bir istikrar politikası olarak da okunabilir.
Daha az israf; daha düşük hammadde ihtiyacı, daha düşük maliyet, yerel döngüsel ekonomi yatırımları, yeni istihdam, daha güçlü gıda sistemleri ve iklim baskısının azaltılması anlamına gelebilir. Bu kazanımlar gelişmekte olan ülkelerde de ölçeklenebilirse, göçü yalnızca sınırda yönetmeye çalışan anlayışın yanına “yerinde yaşam şartlarını güçlendirme” stratejisi eklenmiş olur.
İslam’ın israf yasağıyla güçlü bir düşünsel paralellik
Sıfır Atık’ın dikkat çekici bir başka yönü, modern çevre politikası ile İslam’ın tüketim ahlakı arasında kurulabilecek paralellik.
Kur’an’da A‘râf Suresi’nin 31. ayetinde, “yiyin için fakat israf etmeyin” buyuruluyor. İsrâ Suresi’nin 26 ve 27. ayetlerinde ise yoksula ve yolda kalmışa hakkının verilmesi emredilirken aynı anda saçıp savurmaktan kaçınılması isteniyor. Böylece paylaşma ile israftan kaçınma aynı ahlaki çerçeve içinde buluşuyor.
Diyanet’in Hadislerle İslâm çalışmasında da Hz. Muhammed’in nimetlerin değerinin bilinmesini, tüketimde ölçülü olunmasını ve israftan kaçınılmasını vurguladığı aktarılıyor. Hatta kaynakların bol olduğu durumda dahi gereksiz tüketimin israf olabileceğine ilişkin rivayetlere yer veriliyor.
Bu çerçeveden bakıldığında Sıfır Atık, seküler politika dilinde döngüsel ekonomi ve kaynak verimliliği; İslami ahlak dilinde ise iktisat, kanaat, emanete riayet ve paylaşma kavramlarıyla kesişiyor.
Emine Erdoğan’ın projesini doğrudan “Hz. Muhammed’in reçetesinin aynısı” şeklinde tanımlamak tarihsel ve bilimsel açıdan fazla kesin olur. Ancak proje ile İslam’ın israfı reddeden, nimetin ölçülü kullanılmasını ve ihtiyaç sahibiyle paylaşılmasını öne çıkaran ahlak anlayışı arasında güçlü bir düşünsel paralellik bulunduğu söylenebilir.
Bediüzzaman’ın İktisat Risalesi aynı soruyu sordu
Bediüzzaman Said Nursi de İktisat Risalesi olarak bilinen On Dokuzuncu Lem’a da israf, kanaat ve iktisat kavramlarını insan hayatının temel meseleleri arasında ele aldı.
Eser üzerine yapılan akademik çalışmalar, İktisat Risalesi’nin özellikle tüketici davranışı, gereksiz tüketim, kanaat ve kaynakların ölçülü kullanılması üzerinde yoğunlaştığını belirtiyor. Bazı iktisat araştırmalarında eser, İslam iktisadı açısından bir tüketim ahlakı modeli olarak değerlendiriliyor.
Buradaki ortak soru dikkat çekici:
İnsan, sahip olduğu nimeti sınırsız tüketme hakkına mı sahiptir; yoksa onu gelecek nesilleri ve başkalarının hakkını gözeterek mi kullanmalıdır?
Sıfır Atık’ın modern dünyaya taşıdığı tartışma da büyük ölçüde bu noktada kesişiyor.
Üstelik bu ölçü yalnız Batı toplumlarına değil, dini referanslarla konuşan çevreler dahil bütün toplum kesimlerine yöneliyor. İsrafı eleştiren bir değer sisteminin aynı zamanda lüks, gösteriş ve gereksiz tüketim konusunda kendi pratiğini de sorgulaması gerekiyor.
Bu açıdan Sıfır Atık, günümüz Müslüman toplumları için de güçlü bir tutarlılık testi ortaya koyuyor: İsrafı dinen yanlış kabul eden bir toplum, tüketim kültüründe israfı ne ölçüde engelleyebiliyor?
Stratejik sonuç: sınır duvarından önce kaynak adaleti
Emine Erdoğan’ın Sıfır Atık vizyonunun küresel açıdan en güçlü tarafı, çevre sorununu tüketim ahlakı ve kaynak adaletiyle aynı masaya getirmesi.
Emine Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda kullandığı, “ya birlikte kazanacağız ya da birlikte kaybedeceğiz” ifadesi de projenin yalnız Türkiye’ye ait teknik bir atık yönetimi modeli olarak görülmediğini ortaya koyuyor. Aynı konuşmada Erdoğan, iklim değişikliğinin sonuçlarından daha ağır etkilenen ülkeleri gözeten ve yük paylaşımına dayanan daha adil bir sistem çağrısında bulunmuştu.
Bir çevre projesinin bütün savaşları, insan hakları ihlallerini veya göçü tek başına sona erdirmesi mümkün değil.
Fakat dünya her gün yaklaşık 1 milyar öğünlük gıdayı çöpe atarken, milyonlarca insan çatışma, yoksulluk, baskı ve güvensizlik nedeniyle yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalıyorsa, israfın azaltılması artık yalnız çevreci bir tercih olarak görülemez.
Avrupa ve Amerika göç baskısını azaltmak istiyorsa sınır politikalarının yanında gıda güvenliği, kalkınma, insan hakları, iklim dayanıklılığı ve kaynakların adil kullanımına da yatırım yapmak zorunda.
Bu açıdan Emine Erdoğan’ın öncülüğündeki Sıfır Atık yaklaşımı, “çöpü azaltma” projesinden daha büyük bir stratejik fikre dönüşüyor:
İnsanlığın elindekini daha ölçülü kullanması, kullanılabilir olanı heba etmemesi ve refahı paylaşabilecek sistemleri kurması.
Belki de modern dünyanın ihtiyacı daha fazlasını üretmekten önce, elindekini nasıl kullandığını yeniden düşünmek.
Yusuf İnan
SiyasetinSesi.com
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır.
UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com, Yerelgundem.com ve SiyasetinSesi.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.
What's Your Reaction?
Like
0
Dislike
0
Love
0
Funny
0
Wow
0
Sad
0
Angry
0
Yorumlar (0)