AİHM'den Kavala kararı: Türkiye uymazsa Avrupa Konseyi süreci ne olur?

AİHM, Osman Kavala’nın en kısa sürede serbest bırakılmasına hükmetti. Kararın uygulanmaması Avrupa Konseyi denetimi ve yaptırım tartışmalarını büyütebilir.

Aug 27, 2026 - 14:24
0
AİHM'den Kavala kararı: Türkiye uymazsa Avrupa Konseyi süreci ne olur?

Ahmet Taş | Siyasetin Sesi

ANKARA / TÜRKİYE — Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala hakkında verdiği yeni kararın Türkiye tarafından uygulanmaması, hukuki denetimin yanında Avrupa Konseyi içinde siyasi baskının ve olası yaptırım tartışmalarının daha da artmasına yol açabilir.

AİHM Büyük Dairesi, 25 Ağustos 2026 tarihli Kavala v. Türkiye (No. 2) kararında birden fazla hak ihlali tespit ederek Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılması ve mahkûmiyetinin sonuçlarının ortadan kaldırılması gerektiğine hükmetti. Mahkeme, Kavala’nın mahkûmiyetinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hukuku bakımından geçersiz kabul edilmesi gerektiğini de belirtti.

Ankara’dan ise karara sert tepkiler geldi. Adalet Bakanlığı yetkilileri kararı Türkiye’ye karşı yanlı yaklaşımın bir örneği olarak nitelendirirken, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraflığının ve AİHM’ye bireysel başvuru sisteminin yeniden değerlendirilmesini gündeme taşıdı.

AİHM'nin son Kavala kararı ne söylüyor?

Osman Kavala 2017’den bu yana cezaevinde bulunuyor. AİHM daha önce de Kavala dosyasında ihlal kararları vermiş ve serbest bırakılması gerektiğini açıklamıştı.

25 Ağustos’taki yeni Büyük Daire kararı ise dosyada gelinen aşama açısından daha ileri bir hukuki sonuç ortaya koyuyor.

AİHM yalnızca ihlal tespiti yapmakla kalmadı; Türkiye’nin Kavala’yı en kısa sürede serbest bırakması ve mahkûmiyet kararından doğan sonuçları ortadan kaldırması gerektiğini belirtti.

AİHM kararlarının bağlayıcılığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46’ncı maddesine dayanıyor. Taraf devletler, kendileri hakkında verilen kesin AİHM kararlarına uymayı kabul ediyor; kararların yerine getirilmesini ise Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi denetliyor.

Dolayısıyla tartışma yalnızca bir tazminatın ödenip ödenmemesiyle sınırlı değil. AİHM’nin belirlediği bireysel ve gerektiğinde genel tedbirlerin uygulanması da denetimin konusu oluyor.

Türkiye kararı uygulamazsa süreç nasıl ilerler?

AİHM kararının yayımlanmasıyla dosyanın uygulanma aşamasında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi öne çıkıyor.

DW Türkçe’ye konuşan uluslararası hukuk uzmanı Dr. Can Öztaş, Bakanlar Komitesinin AİHM kararlarının uygulanmasını düzenli toplantılarda takip ettiğini belirtiyor. Kavala’ya ilişkin önceki kararların da Komitenin gündeminde bulunduğu aktarılıyor.

Türkiye kararın gereğini yerine getirmezse Komite Ankara’dan bilgi ve eylem planı isteyebilir, ara kararlar kabul edebilir ve siyasi baskıyı artırabilir.

Sözleşme’nin 46’ncı maddesi kapsamında, olağan denetim mekanizmasının ötesinde kararın uygulanmamasına ilişkin özel bir ihlal prosedürü de bulunuyor. AİHM’nin kendi rehberinde, kesin kararların icrasının Bakanlar Komitesinin sorumluluğunda olduğu ve 46’ncı maddenin 4 ve 5’inci fıkralarında ihlal prosedürünün düzenlendiği belirtiliyor.

Ancak bu süreçlerin kısa sürede sonuç veren otomatik yaptırım mekanizmaları olmadığı unutulmamalı.

Avrupa Konseyi'nden çıkarılma ihtimali gerçek mi?

Kavala dosyasındaki en ileri tartışma, Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliğinin geleceği.

Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen’e göre, kararların uygulanmaması halinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, Bakanlar Komitesi ve Genel Sekreter düzeyindeki baskı yoğunlaşabilir. Türmen, süreç sonuçsuz kalırsa Avrupa Konseyi Statüsü’nün üyelikle ilgili yaptırım hükümlerinin gündeme gelebileceğini değerlendiriyor.

Avrupa Konseyi Statüsü’nün 8’inci maddesi, Konseyin temel ilkelerini ciddi biçimde ihlal eden bir üye devletin temsil haklarının askıya alınabilmesine, çekilmeye davet edilebilmesine ve şartlar oluşursa üyeliğinin sona erdirilebilmesine imkân tanıyor.

Bununla birlikte uzmanlar bunun yakın ve kaçınılmaz bir sonuç olduğu konusunda hemfikir değil.

Öztaş, teknik ve siyasi sürecin sonunda yaptırım ihtimali bulunduğunu ancak Türkiye’nin yalnızca uygulanmayan AİHM kararları nedeniyle Avrupa Konseyi’nden çıkarılmasını zayıf bir ihtimal olarak değerlendiriyor.

Dolayısıyla “Türkiye yarın Avrupa Konseyi’nden çıkarılır” şeklindeki bir değerlendirme mevcut süreci doğru yansıtmaz. Ancak uzun süreli uyumsuzluğun siyasi ve hukuki maliyetinin giderek artması mümkün.

Türkiye AİHS'den kendi isteğiyle çekilebilir mi?

Mehmet Uçum’un açıklamalarından sonra gündeme gelen bir başka soru, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekilip çekilemeyeceği.

Hukuken böyle bir mekanizma bulunuyor.

AİHS’nin 58’inci maddesine göre bir taraf devlet, Sözleşme’ye taraf olduktan en az beş yıl sonra Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirimde bulunarak ve altı aylık ihbar süresini tamamlayarak Sözleşme’den çekilebilir.

Ancak çekilme geçmişte gerçekleşmiş olası ihlallerden doğan sorumluluğu ortadan kaldırmıyor. Sözleşmenin 58’inci maddesi, çekilmenin yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşen fiiller bakımından yükümlülüğün devam ettiğini açıkça düzenliyor.

Rıza Türmen, böyle bir adımın Türkiye’nin Avrupa’yla insan hakları ve hukuk devleti temelindeki kurumsal ilişkilerinde çok ağır bir kırılma oluşturacağını ve Avrupa Birliği ile ilişkilerden ekonomiye kadar geniş sonuçlar doğurabileceğini değerlendiriyor.

Sadece bireysel başvuru sisteminden çıkmak mümkün mü?

Uçum’un gündeme getirdiği “AİHM’ye bireysel başvuruyu gözden geçirme” tartışmasının hukuki boyutu da önemli.

Türkiye, AİHM’ye bireysel başvuru hakkını 28 Ocak 1987’de; Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini ise 22 Ocak 1990’da kabul etti.

Ancak Avrupa İnsan Hakları sisteminde 1998’de yürürlüğe giren 11 No’lu Protokol sonrasında bu yapı değişti.

Eski sistemde devletler bireysel başvuruyu ve AİHM’nin zorunlu yargı yetkisini ayrı ayrı kabul edebiliyordu. Yeni sistemde ise AİHS’ye taraf olan devlet aynı zamanda bireysel başvuru mekanizmasına ve Mahkemenin yargı yetkisine tabi oluyor.

Bu nedenle Türkiye’nin Sözleşme’ye taraf kalıp yalnızca vatandaşların Strasbourg’a bireysel başvuru hakkını tek taraflı biçimde kaldırması mevcut sistem içerisinde mümkün görünmüyor.

Bireysel başvuru sisteminden bütünüyle çıkılması, AİHS üyeliğinin kendisini tartışmaya açacak çok daha kapsamlı bir karar gerektiriyor.

Kavala dosyası Türkiye-Avrupa ilişkilerinde yeni bir eşik olabilir

Son kararın etkisi yalnızca Osman Kavala’nın kişisel durumu üzerinden değerlendirilmiyor.

DW’ye konuşan hukukçular, AİHM’nin Kavala dosyasında Türk yargı sistemine yönelik değerlendirmelerinin başka siyasi nitelikli davalar açısından da önem taşıyabileceğini düşünüyor. Öztaş, kararda kullanılan ağır hukuki değerlendirmelere dikkat çekerken Türmen de kararın Kavala dosyasının ötesinde sonuçlar yaratabileceğini savunuyor.
Türkiye ile Avrupa Konseyi arasındaki ilişkilerin geçmişi 1949’a kadar uzanıyor. Türkiye Konseye kuruluşundan kısa süre sonra katıldı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin hazırlanmasına katılan ülkeler arasında yer aldı.

Bu nedenle AİHS’den çıkış veya Avrupa Konseyi üyeliğinin sona ermesi sıradan bir diplomatik anlaşmazlık değil, Türkiye’nin yaklaşık sekiz yıldır değil 77 yıldır parçası olduğu Avrupa hukuk ve insan hakları mimarisiyle ilişkisini yeniden tanımlayan tarihsel ölçekte bir karar olur.

Önümüzdeki dönemde asıl belirleyici olan, Ankara’nın AİHM’nin yeni Kavala kararına vereceği hukuki karşılık ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin kararın uygulanmasına ilişkin atacağı adımlar olacak.

SiyasetinSesi.com

What's Your Reaction?

Like Like 0
Dislike Dislike 0
Love Love 0
Funny Funny 0
Wow Wow 0
Sad Sad 0
Angry Angry 0
Ahmet Taş

Ahmet Taş, SiyasetinSesi.com editörüdür. Türkiye ve dünya siyasetindeki güncel gelişmeler, dış politika, diplomasi, güvenlik ve stratejik konular üzerine içeriklerin hazırlanması ve yayınlanmasında görev almaktadır. Okuyuculara tarafsız, anlaşılır ve analiz odaklı bir bakış açısıyla güncel siyasi gelişmeleri aktarmayı amaçlamaktadır.

Yorumlar (0)

User