Prostat kanseri erkeklerde ikinci sırada: İdrar şikâyetlerini önemseyin

Dünyada 2024’te 1,5 milyondan fazla prostat kanseri vakası görüldü. Uzmanlar, idrar şikâyetlerinin yaşlılığa bağlanıp ertelenmemesi gerektiğini belirtiyor.

Sep 15, 2026 - 22:53
0
Prostat kanseri erkeklerde ikinci sırada: İdrar şikâyetlerini önemseyin

Ahmet Taş | Siyasetin Sesi

İSTANBUL / TÜRKİYE — Dünya genelinde erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olan prostat kanseri, erken dönemde hiçbir belirti vermeyebiliyor; uzmanlar özellikle yeni başlayan idrar şikâyetlerinin yalnızca yaşlanmaya bağlanmaması gerektiğini belirtiyor.

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC) güncel verilerine göre 2024 yılında dünyada 1,5 milyondan fazla yeni prostat kanseri vakası teşhis edildi ve yaklaşık 420 bin kişi hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Prostat Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında değerlendirmelerde bulunan Erdem Hastanesi Çamlıca Şubesi Üroloji Hekimi Op. Dr. Mehmet Kürşad Pekdemir ise hem belirtilerin gereksiz yere kanserle eş tutulmaması hem de şikâyetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen ikinci kanser

IARC’nin 2026’da yayımladığı ve 2024 küresel kanser yükünü değerlendiren verilere göre prostat kanseri, erkeklerde akciğer kanserinin ardından ikinci en sık görülen kanser türü konumunda bulunuyor. Tüm kanserler birlikte değerlendirildiğinde ise prostat kanseri dünya genelinde dördüncü sırada yer alıyor.

IARC, 2024’te prostat kanserinin küresel kanser yükünün yaklaşık yüzde 8’ini oluşturduğunu bildiriyor.

Bu veriler hastalığın erkek sağlığı açısından önemini ortaya koyarken, erken evrede belirti görülmeyebilmesi prostat kanserinde farkındalığı daha önemli hale getiriyor.

Op. Dr. Mehmet Kürşad Pekdemir, erkeklerin prostat sağlığını yalnızca günlük yaşamlarını etkileyen bir yakınma ortaya çıktığında gündeme almalarının doğru olmadığını belirtiyor.

Özellikle yaş, aile öyküsü ve diğer kişisel risk faktörlerinin hekimle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

İdrar şikâyetlerini yalnızca yaşlılığa bağlamayın

Prostatla ilgili sorunlarda sık görülen yakınmalar arasında idrar yapmada zorlanma, idrar akışının zayıflaması, sık idrara çıkma ve geceleri tuvalete kalkma bulunuyor.

Ancak Pekdemir, bu belirtilerin doğrudan prostat kanseri anlamına gelmediğinin altını çiziyor.

“İdrar yapmada zorlanma, idrar akışında zayıflama, sık idrara çıkma veya geceleri tuvalete kalkma gibi şikâyetler tek başına prostat kanseri anlamına gelmez.”

İyi huylu prostat büyümesi gibi kanser dışı durumlar da benzer yakınmalara yol açabiliyor.

Bununla birlikte, belirtileri yalnızca ilerleyen yaşın doğal sonucu olarak kabul ederek hekim değerlendirmesini ertelemek de doğru bir yaklaşım değil.

Pekdemir’e göre özellikle yeni başlayan veya zaman içinde artan idrar şikâyetlerinde altta yatan nedenin belirlenmesi için ürolojik değerlendirme yapılması önem taşıyor.

Dolayısıyla burada iki uç yaklaşımdan da kaçınmak gerekiyor: Her idrar sorununu kanser olarak değerlendirmek de, belirtileri tamamen yaşlanmaya bağlamak da doğru değil.

Belirti olmaması prostat kanserini dışlamıyor

Prostat kanserinde en önemli noktalardan biri, hastalığın erken döneminde kişide hiçbir yakınma bulunmayabilmesi.

Pekdemir, idrarla ilgili herhangi bir şikâyetin olmamasının kişinin kesin olarak prostat kanseri olmadığı anlamına gelmediğini söylüyor.

Aynı şekilde idrar şikâyetlerinin bulunması da kanser tanısı anlamına gelmiyor.

Bu nedenle değerlendirmede yalnız belirtiler değil; yaş, aile öyküsü ve kişisel risk profili birlikte ele alınıyor.

Özellikle baba veya erkek kardeş gibi birinci derece yakınlarında prostat kanseri öyküsü bulunan erkeklerin risklerini doktorlarıyla daha erken yaşlarda değerlendirmeleri öneriliyor.

IARC de prostat kanserinin önemli bir küresel sağlık sorunu olduğunu belirtirken, erken tanı ve tarama yöntemlerinin yararları kadar olası zararlarının da dikkate alınması gerektiğine işaret ediyor.

PSA yüksekliği tek başına kanser tanısı değil

Prostat kanserinin değerlendirilmesinde kullanılan en önemli araçlardan biri PSA (prostata özgü antijen) kan testi.

Ancak PSA düzeyinin yüksek olması tek başına prostat kanseri tanısı koydurmuyor.

Pekdemir, iyi huylu prostat büyümesi ve prostat iltihabı gibi kanser dışındaki durumların da PSA değerinin yükselmesine neden olabileceğini hatırlatıyor.

“PSA, prostat kanserinin değerlendirilmesinde önemli araçlardan biri ancak tek başına kanser tanısı koydurmuyor.”

Bu nedenle PSA sonucunun hastanın yaşı, aile öyküsü, belirtileri ve klinik bulgularıyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

Gerekli görüldüğünde fizik muayene, görüntüleme yöntemleri ve ileri incelemeler de tanı sürecine dahil edilebiliyor.

Buradaki temel amaç yalnızca olası bir kanseri yakalamak değil, aynı zamanda gereksiz ileri tetkik ve tedavilerin önüne geçebilmek.

Her prostat tümörü aynı şekilde ilerlemiyor

Prostat kanseri taramasındaki önemli tartışmalardan biri aşırı tanı olarak adlandırılan durum.

Bazı prostat tümörleri çok yavaş ilerleyebiliyor ve kişinin yaşamı boyunca herhangi bir belirtiye veya ölüme neden olmayabiliyor. Buna rağmen tarama sırasında bu tümörlerin saptanması, bazı hastalarda gereksiz müdahalelerin gündeme gelmesine yol açabiliyor.

IARC de prostat kanserinde aşırı tanının önemli bir sorun olduğuna dikkat çekiyor. Kurum, kişisel risklerin sınıflandırıldığı tarama modellerinin gereksiz kanser tanılarını ve buna bağlı aşırı tedaviyi azaltma potansiyeli taşıdığını belirtiyor.

Pekdemir de bu nedenle yalnızca bir PSA sonucuna dayanan standart yaklaşım yerine kişisel risklerin hesaba katılmasının giderek önem kazandığını ifade ediyor.

Erken tanı önemli olmakla birlikte, saptanan her prostat tümörünün aynı biyolojik davranışa sahip olmadığı da tedavi kararlarında dikkate alınması gereken unsurlar arasında.

Tarama kişisel risklere göre planlanmalı

Prostat kanseri taramasında güncel yaklaşım, bütün erkeklere aynı yaşta ve aynı sıklıkta tek bir test uygulamaktan çok risk temelli değerlendirmeye doğru ilerliyor.

IARC, risk sınıflandırmasını PSA testi, gerektiğinde ileri risk değerlendirmesi ve MR rehberli biyopsi gibi yöntemlerle birleştiren yaklaşımların gereksiz tanı ve tedaviyi azaltabileceğine dikkat çekiyor.

Pekdemir de kontrollerin sıklığı ve kapsamının kişinin özelliklerine göre belirlenmesi gerektiğini söylüyor.

“Erken tanı önemli ancak tarama yaklaşımının kişiye özel olarak belirlenmesi gerekiyor.”

Yaş, ailede prostat kanseri öyküsü ve diğer bireysel risk faktörlerinin birlikte değerlendirilmesi, hem gerçekten ileri incelemeye ihtiyaç duyan kişilerin belirlenmesine hem de düşük riskli kişilerde gereksiz müdahalelerin azaltılmasına yardımcı olabilir.

Bu nedenle erkeklerin yalnızca idrar şikâyeti ortaya çıktığında değil, yaşları ve kişisel riskleri doğrultusunda prostat sağlığını hekimleriyle değerlendirmeleri önem taşıyor.

Özellikle yeni başlayan veya giderek şiddetlenen idrar yakınmalarının “yaşlılığın doğal sonucu” olarak görülüp ertelenmemesi; buna karşılık PSA yüksekliğinin veya tek bir belirtinin de doğrudan kanser tanısı olarak yorumlanmaması gerekiyor.

SiyasetinSesi.com

What's Your Reaction?

Like Like 0
Dislike Dislike 0
Love Love 0
Funny Funny 0
Wow Wow 0
Sad Sad 0
Angry Angry 0
Ahmet Taş

Ahmet Taş, SiyasetinSesi.com editörüdür. Türkiye ve dünya siyasetindeki güncel gelişmeler, dış politika, diplomasi, güvenlik ve stratejik konular üzerine içeriklerin hazırlanması ve yayınlanmasında görev almaktadır. Okuyuculara tarafsız, anlaşılır ve analiz odaklı bir bakış açısıyla güncel siyasi gelişmeleri aktarmayı amaçlamaktadır.

Yorumlar (0)

User