Vatan sevdalısı bir dava adamı: Muhsin Yazıcıoğlu unutulmuyor
BBP Kurucu Lideri Muhsin Yazıcıoğlu, 17 yıl önce Kahramanmaraş'ta meydana gelen helikopter kazasında vefatının ardından ülke genelinde özlemle anılıyor.
Ahmet Taş | Siyasetin Sesi
ANKARA, TÜRKİYE — Büyük Birlik Partisi (BBP) Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, 25 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş'ta geçirdiği elim helikopter kazasının 17. yılında ülke genelinde sevgi, minnet ve derin bir özlemle anılıyor.
Türk siyasi tarihine ilkeli duruşu, darbelere karşı tavizsiz tutumu ve "vatan sevdalısı" kimliğiyle damga vuran Yazıcıoğlu'nun vefatı, üzerinden geçen uzun yıllara rağmen milletin hafızasında ilk günkü tazeliğini ve hüznünü korumaya devam ediyor. Merhum lider, siyasi arenadaki birleştirici üslubu ve Anadolu insanının sesi olmasıyla, vefatından yıllar sonra bile her kesimden saygı görmeyi sürdürüyor.
Gençlik yıllarından siyasete uzanan meşakkatli yol
Muhsin Yazıcıoğlu, 31 Aralık 1954'te Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Elmalı köyünde dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini memleketinde tamamlayan Yazıcıoğlu, yükseköğrenimi için Ankara'nın yolunu tutarak Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nden başarıyla mezun oldu. Memleket sevgisi onun için erken yaşlarda bir yaşam biçimi haline gelmişti. Henüz 14 yaşındayken Şarkışla'da Genç Ülkücüler Hareketi'ne katılarak siyasete ilk adımını atan Yazıcıoğlu, 1972 yılında Ankara'ya geldikten sonra Ülkü Ocakları Genel Merkezinde aktif görevler üstlenmeye başladı.
Devam eden yıllarda gençlik hareketlerinin merkezinde yer alan Yazıcıoğlu, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevini yürüttü. Siyaset ve teşkilatçılık yoluna 1978'de Ülkücü Gençlik Derneği'nin kurucu genel başkanı olarak devam eden genç lider, 1980 yılında genel başkan müşaviri sıfatıyla Milliyetçi Hareket Partisi'nde (MHP) görev aldı.
Anadolu gençliğinin en iyi şekilde, ilimle ve irfanla yetişmesi düşüncesiyle hareket eden Yazıcıoğlu, gençlerin alacakları iyi eğitimlerle vatana ve millete hizmet etmesi gerektiği inancını her platformda dile getirdi. Henüz 24 yaşındayken dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e yazdığı mektubunda, sokağa çekilmek istenen gençliği korumak adına "Eller silah değil, kalem tutmalı" ifadelerini kullanarak, nesillerin eğitimle inşa edilebileceğini vurguladı.
12 Eylül karanlığı ve cezaevinde geçen yıllar
Türkiye'nin çalkantılı dönemlerinde, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi öncesinde dönemin Ülkü Ocakları Genel Başkanı olan Yazıcıoğlu, gençliğin sürüklendiği kaosu ve tehlikeli kardeş kavgasını çok önceden gören eşsiz bir siyasi ferasete sahipti. Ancak darbe süreci, onun hayatında derin ve acı izler bıraktı.
Askeri müdahalenin ardından "MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda" yargılanan Yazıcıoğlu, hayatının en zorlu dönemini demir parmaklıklar ardında geçirdi. 5,5 yılı tek kişilik dar bir hücrede olmak üzere tam 7,5 yıl boyunca cezaevinde yattı. İşkencelerin ve zorlukların eksik olmadığı bu uzun tutsaklık yıllarının ardından dava sonucunda hiçbir ceza almadan beraat etti. Hapishane yıllarında dahi devletine ve milletine olan bağlılığından zerre kadar taviz vermeyen Yazıcıoğlu, serbest kaldıktan sonra millete hizmet şiarıyla 1987 yılında siyasete kaldığı yerden devam etme kararı aldı ve Milliyetçi Çalışma Partisinin (MÇP) Genel Sekreter Yardımcılığı görevine getirildi.
Büyük Birlik Partisi'nin kuruluşu
Siyasi hayatında milleti merkeze alan Yazıcıoğlu, 1991 yılında yapılan genel seçimlerde tercihli sistem sayesinde Sivas'tan milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) adım attı. Ancak inandığı değerler ve savunduğu siyasi çizgide yaşanan fikir ayrılıkları, onu yeni bir yola sevk etti. 1992 yılında "Siyasi anlayışımız uyuşmuyor" diyerek bir grup dava arkadaşıyla birlikte MÇP'den ayrıldı.
Bu ayrılık, Türk siyasetinde yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Yazıcıoğlu, 1993 yılında kurucu genel başkanı olduğu Büyük Birlik Partisini (BBP) kurarak Türk siyasetine yeni bir soluk getirdi. Milliyetçi ve manevi değerleri harmanlayan BBP, kısa sürede Anadolu'da karşılık buldu. 24 Aralık 1995 erken genel seçimlerinde Anavatan Partisi (ANAP) ile yapılan ittifakla yeniden Meclis'e giren Yazıcıoğlu, 1996 yılında ANAP'tan istifa ederek kendi kurduğu partisi BBP'nin başına geri döndü ve vefatına kadar bu görevi sürdürdü.
Darbelere karşı sarsılmaz ve dik duruş
Yazıcıoğlu, siyasi kariyeri boyunca demokrasiye gölge düşüren her türlü müdahalenin ve darbenin tam karşısında yer aldı. Millet iradesinin üstünlüğünü savunan lider, 28 Şubat postmodern darbesi sürecinde de sessiz kalmayan, vesayete meydan okuyan en cesur siyasi figürlerden biri olarak öne çıktı.
O karanlık günlerde sarf ettiği, "Ordu gözbebeğimizdir ancak namlusunu millete çevirmiş tanka selam durmam" sözü, sadece o dönem değil, Türk siyasi tarihinin darbelere karşı direniş simgelerinden biri haline geldi. Onun siyaset anlayışı şu sözlerinde gizliydi: "Ben Türk’üm Türk esir olmaz, Ben Türk’üm Türk devletsiz olmaz, Ben Türk’üm Türk bayraksız olmaz, Ben Türk’üm Türk ezansız olmaz, Ben Türk’üm Türk hürriyetsiz olmaz."
Siyaseti hiçbir zaman şahsi menfaatler üzerine kurmayan BBP lideri, "Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bir dünya için bu kadar fırıldak olmaya gerek yok" diyerek ahlaklı siyasetin manifestosunu çizdi. Zulme karşı duruşunu ise "Firavun'a karşı çıkmak yetmez, Musa'nın yanında olmak gerekir" diyerek özetledi.
Keş Dağı'nda biten seçim yolculuğu
Takvimler 25 Mart 2009'u gösteriyordu. Türkiye, yerel seçimlerin heyecanını yaşarken Yazıcıoğlu, kısıtlı imkanlarla partisinin sesini duyurmaya çalışıyordu. "Hazineden yardım almadan siyaset yapan tek partiyiz. İlk defa helikopter kiralayarak miting yapıyoruz. Seçimlerde iddialıyız" sözleriyle bindiği helikopter, Kahramanmaraş'ın Çağlayancerit ilçesindeki coşkulu mitingin ardından Yozgat'ın Yerköy ilçesine gitmek üzere havalandı.
Ancak o helikopter hedefine asla ulaşamadı. Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesi sınırlarında düşen helikoptere ulaşmak günlerce sürdü. Kötü hava koşulları ve zorlu coğrafya, tüm Türkiye'yi ekran başına kilitleyen acı bekleyişi uzattı. Bölgede yapılan uzun ve meşakkatli arama kurtarma çalışmaları sonrasında, Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin cansız bedeni, Keş Dağı Kurudere Kanlıçukur mevkisinde karlar altında bulundu.
Türkiye'yi yasa boğan bu acı kaybın ardından Yazıcıoğlu, 31 Mart 2009'da Ankara Kocatepe Camii'nde yüz binlerce seveninin katıldığı, gözyaşlarının sel olduğu devasa bir törenle son yolculuğuna uğurlandı. Meclis'teki törende Türk bayrağına sarılı tabutu çiçeklerle donatıldı. Merhum lider, vasiyeti üzerine İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy'un da hatıralarının bulunduğu Taceddin Dergahı'na defnedildi.
Şiirleriyle hafızalara kazınan lider
"Bu bayrak öyle bir bayraktır ki; içinde vatan vardır, dökülen kan vardır, iki cihan vardır, din vardır, iman vardır" diyerek milletin değerlerine olan sarsılmaz bağını ifade eden Yazıcıoğlu, aynı zamanda derin bir edebiyat tutkunu ve şairdi. Helikopter kazasının ardından naaşının karlar üzerinde bulunması, onun yıllar önce yazdığı "Üşüyorum" şiirini akıllara getirdi. O dizeler, Yazıcıoğlu'nun ardından sevenleri için adeta bir sembol ve ağıt haline dönüştü:
"...Huzur dolu içimde / Ben sonsuzluğu düşünüyorum / Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum / Durun kapanmayın pencerelerim / Güneşimi kapatmayın / Beton çok soğuk, üşüyorum..."
Cezaevinde geçirdiği zor yıllarda kaleme aldığı "Gül" isimli şiiri ise, onun karanlık hücrelerde bile umudu ve sevgiyi nasıl yaşattığının en büyük kanıtıydı: "Gül, gül ki gül yüzünde binlerce güller açsın / Gül bahçesi gül yüzünden sevgi topla demet demet / Sevgide güller açsın, güller sevgi dağıtsın / Sevgiyle bakıyor gül gibi görüyorsan sen bahtiyarsın..."
Bugün Muhsin Yazıcıoğlu'nun ismi, memleketi Sivas başta olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanında ve dost ülke Pakistan'da camilere, caddelere, parklara ve okullara verilerek yaşatılıyor. Vatanına ve milletine aşık bir dava adamı olarak Türk siyasetine bıraktığı temiz miras, gelecek nesillere ilham olmaya devam ediyor.
What's Your Reaction?
Like
0
Dislike
0
Love
0
Funny
0
Wow
0
Sad
0
Angry
0
Yorumlar (0)